MAHALLELERİMİZ

Paylaş
 

İĞDİR

Bu köyün yeri eyidir sözü zamanla değişikliğe uğrayarak “eyidir” kelimesi “İğdir”e dönüşerek köyün adı olmuştur. İlçemiz tarihinde 1955 tarihinde yaşanan sel felaketi o günü yaşayanların hafızalarında hala acısını ve tazeliğini korumaktadır. Bir tarım cenneti olan ve geçimini bu yolla kazanan insanlar tarlaların zarar görmesiyle oldukça sıkıntılı dönemler yaşamıştır. Öyle ki devlet tarafından beldeye buğday dağıtımı yapılarak zararın yaraları bir nebze de olsun sarılmaya çalışılmıştır.

 

 

 

KAPUKAYA

Sarıcakaya’mızın doğusundaki İğdir mahallemizden sonra gelen; yaklaşık 10  km uzaklıkta, adını arada kapı görevini gören kayalıklardan alan, yeşil verimli topraklar üzerine kurulmuş, önceden köy, şimdilerde mahalle olan, Kapukaya mahallesi neredeyse 200 yıllık geçmişe sahiptir. İlk yerleşimler Cumhuriyet’ten önce olup, Bolunun Göynük, Aşağıkınık, Çatacık, Germanos, Safalar, Peliçik gibi yerlerinden gelen insanlar tarafından gerçekleştirilmiştir. Yaşam önceden yaylak şeklinde olup, 1960’lı yıllardan sonra göç başlamıştır. Göçler nehir kenarındaki verimli sulak alanlar üzerine yoğunlaşmıştır. Bu göç hareketi  1990’ lı yıllarda son bulmuş, 35 haneli köy şimdilerde 100 haneye ulaşmıştır. İş imkanlarının yetersizliği ve gençlerin modern düzende yaşamak istemeleri şehre göç yapmalarına neden olmuştur. Günümüzde de köyün nüfusunda pek bir artış yok.

 

 

BEYKÖY

Eski bir Roma köyüdür. Köyün kurulduğu yerler dikkatli gezildiğinde Roma hamamının, Roma çeşmesinin, Roma mezarlıklarının olduğu görünür.Beyköy Hrıstiyanlık’tan önce kurulmuş bir köy olduğu için yaklaşık 2000 senelik tarihe sahiptir.Hrıstiyanlık’tan sonra Roma köyü olan Beyköy, Rumların gelmesiyle Hrıstiyan’laşmış ve Türklerin Anadolu’ya gelmesine kadar da Rum köyü olarak kalmıştır.Türkler’in bu eski Roma köyüne yerleşmesinin sebebi ise verimli topraklara ve Sakarya Nehri’ne sahip olmasıdır.Köyün ismi ise Osmanlı döneminde köyün yerleşiminin 2 kısımdan oluşması ve bu kısımların 2 farklı Bey tarafından yönetilmesinden gelmiştir.Bu 2 Bey arasındaki çatışmalar Caminin yakılmasına kadar ilerlemiş ve Beylerin ölümleri ile bu zıtlasma sona ermiştir.Köyün adı Beyköyolarak bu zamana kadar gelmiştir.

 

DÜZKÖY

Düzköy’ün kuruluşu tam olarak bilinmemekle beraber 250-260 yıl öncesine dayandığı tahmin edilmektedir. Yani 1700’lü yıllarda kurulmuş bir köydür. Kuruluşundan önce, köyün kuzeyinde bulunan, Kireçlik köyünde bulaşıcı bir hastalık baş göstermiş ve bu köyün halkı çevre köylere göç etmek zorunda kalmışlardır. Düzköy’ün bugün bulunduğu yere de, göç edenlerin bir kısmı yerleşmiş ve köyün ilk sakinleri olmuşlardır. O yıllardan bugünlere dek Düzköy 120 haneye ulaşmıştır. Düzköy’ün adı bulunduğu tepenin düzlüğünden gelmektedir. Doğu ve güney taraflarından Sakarya nehri akmakta; batısında ise Çatak çayı bulunmaktadır. Bu görünümüyle adeta bir yarımadayı andırmaktadır. Köyün Sarıcakaya’ya uzaklığı 25, Eskişehir merkeze uzaklığı ise 67 km’dir.

Eski adıyla köy, yeni adıyla mahalle olan Düzköy’de bir cami, bir de okul bulunmaktadır. Köyün eski camisi yıkılarak yerine yenisi yapılmış, okul ise 1949 yılında yapılan eski bir binadadır. İlk yapıldığında tek sınıftan oluşan okula, sonraları bir sınıf ve bir de öğretmen lojmanı ilave edilmiştir. Şu an için 25 öğrencisi bulunan okulda iki de öğretmen görev yapmaktadır. Köy halkı eğitime büyük önem vermiş ve geçmiş dönemde önemli şahıslar yetiştirmişlerdir. Bugün de okuyan öğrencilerin birçoğu yükseköğretimde kendilerine yer bulmuşlardır. Köy halkının başlıca geçim kaynakları tarım ve hayvancılıktır. Son beş yıldır yapılan yatırımlarla tarlalara sera yapılmış ve Avrupa standartlarına uygun sebze üretimi yılmaya başlanmıştır.1990 yılında köye sebze garajı yapılmış, halk burada toplanan ürünleri komisyoncular aracılığı ile Ankara ve İstanbul’a göndermiştir.

 

 

 

 

 

 

 

MAYISLAR

Dünyada sadece iki yerde çıkartılan çeşitli alanlarda kullanılan ve aynı zamanda uğur getirdiğine de inanılan Kalsedon taşı bu yöremizde bulunmaktadır. Yumurtalı Çeşme” diye bilinen  suyu kükürtlü çeşmenin kaşıntı ve sedef hastalığına iyi geldiği söylenir. İlkbaharın gelişini kutlayan halk “Bereket Şenliği” adı altında geçmişten günümüze bir geleneği taşımaktadır. Eskişehir iline 40 km, Sarıcakaya ilçesine 5 km uzaklıktadır. Sakarya Nehri’nin geçmesi sebebi ile verimli arazilere sahiptir. Bu sebeple geçim kaynağı tarıma dayalıdır. Geçmişte  ipek böcekçiliği yapılmıştır. Sündiken dağları eteklerinde yeşilin her tonunu barındıran seyirlik güzelliği ile dikkat çeken bir coğrafi yapıya sahiptir. Nüfusun büyük çoğunluğu okuduğu için bölge halkının kültür seviyesi yüksektir. Nüfusu 1709’ dur. Eskişehir iline göç veren bir mahalledir. Köyün yerlileri Göçebe Yörüklerinden oluşmaktadır.

 

LAÇİN

Laçin, İç Anadolu’nun kuzeyinde bulunan, Orta Sakarya vadisinde yer alır. Bu bölgede ilk yerleşmenin ne zaman meydana geldiğini aydınlatacak arkeolojik çalışmalar henüz yapılmamıştır. Ancak Orta çağda vadide Bizanslıların yaşadığı; bugün vadinin hemen her tarafında rastlanan lahitler, büyük küpler, sütunlar ve çeşitli seramik eşyaların varlığından bahsedilse de yapılan araştırmalarda bunlara tam anlamda rastlanamamıştır. Vadinin nasıl ve ne şekilde Türklerin eline geçtiği bilinmemektedir. Köy mezarlığının alt kısmı ve bugünkü maden suyu fabrikası binasının olduğu yerde han, hamam kalıntıları olduğu söylenmektedir. Fabrika binasının olduğu yerde olmasa da mezarlığın alt kısımlarında bu kalıntılara rastlanmaktadır. Burada önceden Aslan Bey’in beyliğinin yaşadığı anlatılmaktadır. Bir gün düşmanlar beyliğe saldırınca Aslan Bey hanımı ve çocukları düşmana karşı direnir. Aslan beyin hanımı ona ihanet edip düşman tarafını tutsa da kızı Gülistan Aslan Bey’in yanında olup düşmana karşı zafer kazanmasına yardımcı olmuştur. Sonraki zamanlarda Gülistan’ın gözleri kör olur ve ona Gülistan yerine “Köristan” demeye başlarlar. Şu an köy halkı tarafından o bölgeye “Köristan” denilmektedir. Laçin de eski yerleşim yeri olarak bilinen diğer bölge ise Akseke bayırıdır; burası incelendiğinde ise ağaç dikimi sonrası geride bir şey kalmadığı gözlenmektedir. Kalıntıların var olduğu kimselerce söylenmesine rağmen; kalıntı bulunamamıştır.  Akseke bayırı yakınlarında bulunan Erkeş Kayası ve Kilimlik Ebesi bölgede yaşamın var olduğunu bize göstermektedir. Kilimlik ebesi heykeli yıkılmış olup; günümüze bir hikaye olarak ulaşsa da Erkeş Kaya’sı bize hala var olan kalıntılarla bir yaşımın önceden olduğunu kanıtlamaktadır. Akseke bayırından Erkeş Kayası’na doğru giderken “dibek” olduğu düşünülen oyuk taşa rastlanmıştır. Erkeş Kayası tarafında rastlanılan dibek taşının benzeri Sırçalı Suyu mevkinde de bulunmaktadır. Ayrıca burada kilise kalıntısına da rastlanmıştır. İlk çıktığı noktada yel değirmeni olduğu bilinmektedir. Şuanki çeşme ve piknik alanı Sırçalı Suyu’nun ilk çıktığı noktadan 1 km mesafe aşağıdadır. Oraya araç çıkmamaktadır. Laçin’den Sırçalı Suyu tarafına doğru giderken yolun sağ tarafında Ballık Kayası bulunmaktadır. Ballık Kayası’nda aşağıdan gözle görülür büyüklükte bir oyuk vardır. Burada arıların bal yaptığı söylenmektedir. Kaya da ismini buradan almıştır. 10-15 yıl öncesine kadar kayanın tepesinden oyuğa doğru 50 metrelik urganlarla birbirini bağlayıp aşağı sarkıtarak oyuktaki balı alırlarmış. Dokunulmamış doğal bal olduğu için çok lezzetli olduğu bu yüzden de o zorluğa katlanıldığı söylenmektedir. Laçin’in 3 hane topluluğunun birleşiminden bir araya geldiği söylenir. Hanelerden bir kısmının Garca bükünde olduğu söylenmektedir. Bir zamanlar burada mezarlar ve yerleşim kalıntıları olduğu söylenmesine rağmen günümüzde ağaç dikimi ve tarla düzenlemesi sonrası sadece taş parçaları ve kaybolmaya yüz tutmuş bir mezar kalmıştır. Diğer mahallenin şu anki Laçin bölgesinde olduğu, bir diğerinin Semerkaya bölgesinin alt taraflarında olduğu söylenmektedir. Bu bölgede tarla düzenlemesi yapıldığı için önceden varlığı bilinen kalıntılar kalmamıştır. Büyüklü küçüklü; belli belirsiz taş parçaları bulunmakta olup bunlar yerleşim kalıntısı denilebilecek yapılanmada değildir. Laçin ile ilgili ilk yazılı belge Hicri 937/Miladi 530 tarihlidir. Bu tarihte Laçin’in 20 haneli bir köy olduğu ve köyün vakıf ve sipahi çiftliği olduğu belgeden anlaşılmaktadır.Hicri 1325/Miladi 1909 tarihli ‘Hüdavendigar Salnamesi’nde Laçin köyü ‘Kayalaçin’ adıyla anılmaktadır.Bu belgede Laçin’in Eskişehir’e bağlı 131 haneli bir köy olduğu belirtilmektedir.Milli Mücadele döneminde coğrafi konumu nedeniyle Laçin bölgesi işgale uğramamıştır.Bir dönem Bilecik ili Söğüt kazası Mihalgazi nahiyesine bağlanan Laçin 1931 yılında yeniden Eskişehir ili Merkez Yarımca nahiyesine bağlanmıştır. Köye elektriğin 1972 yılında geldiği bilinmektedir. O zamana kadar aydınlanma çıralarla olmaktaydı. Öyleki düğünlerde genç kızlar oynarken yaşlı teyzeler çıralarla onlara ışık tutarlar; köyün delikanlıları akşam eğlencelerinde meydana ateş yakar; bir yerden bir yere giderken çıralar; gaz lambaları kullanılırdı. 1970’lerin başında elektiriğin gelmesinin ardından köye televizyon da gelmiştir. 1980’lerin sonuna doğru köy halkının genelinin televizyonu bulunmaktaydı. 1934 yılına ait Sakarya Gazetesi’nin haberinde Laçin’e ilk arabanın geldiği yazılmaktadır.

 

BEYYAYLA

Beyyayla, Eskişehir İlinin Sarıcakaya ilçesine bağlı bir köydür. Büyükşehir yasası ile 2014 yılında mahalleye dönmüştür. Eskişehir iline 68 km, Sarıcakaya ilçesine 17 km uzaklıktadır. Köyün iklimi, karasal iklimin etki alanı içerisindedir. Köyün ekonomisi ise tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Köy halkının soyu Karakeçili Yörüklerinden oluşmaktadır. Yörüklerin köye gelişi ilk olarak Doğruparmak ve Adıgüzeller ailelerinin gelmesiyle olmuştur. İlk olarak Gölpazarı’na gelen aileler sineklerden duydukları rahatsızlık sebebiyle ve hayvanlarına daha iyi otlaklar bulmak için 1910’lu yıllarda  yaylaya göç etmişlerdir.

 

 

 

 

 

 

 

GÜNEYKÖY

Köyün ilk yerleşenleri Aydın Söke’den Adapazarı’na gelerek Taraklı taraflarına yerleşirler. Taraklı mevkiinde bir müddet kaldıktan sonra Laçin tarafına hareket ederler. Laçin taraflarında bulunan Ermeni nüfusu burayı terk edince Laçin’in Erkeç Kayası dolaylarında 7-8 sene ikamet ederler. Ahali, bu bölgelerde göçebe şeklinde çadır hayatı sürerler. Daha sonra bugünkü yerlerine gelerek yerleşik yaşama geçerler. Köyün ‘’Güneyköy’’ ismini alması ise şu şekildedir: Dönemin Eskişehir Valisi Bahattin GÜNEY buradaki insanlara sahip çıkmış ve göçebe yaşam süren yörük diye adlandırılan bu insanlara bugünkü yerlerini tahsisi ettirmiştir. Bu bölge Beyyayla’ya bağlı bir mahalle iken valinin girişimleriyle müstakil bir köy haline gelmiştir. Mahalle iken, Öğrencik Köyü’nün üstünde ‘Yayla Köy’ olarak bilinen bu yer Beyyayla’ya bağlıdır. Daha sonra gerçekleşen girişimlerle bu halini almıştır. Köy halkı Vali Bey’in bu girişimlerine duyarsız kalmaz ve Vali Bey’in soyadının köylerine eklenmesini isterler. Bundan sonra da köyün adı ‘’Güneyköy’’ olur. Şöyle ki yaşanan bu değişimlere bağlı olarak bugün köyde yaşayan insanların kimlik bilgilerinde ikamet yeri olarak kimisinde Beyyayla, kimisinde ise Güneyköy yazmaktadır. Köy, şu an itibariyle 30 haneye sahiptir. Güneyköy’de çeşitli nedenlerde birçok şehre göç yaşanmıştır. Bu nedenle genç nüfus yaşlı nüfusa oranla daha azdır. Bu da göçün etkilerini gözler önüne sermektedir. Karasal iklimin ılıman şeklinin görüldüğü köyde buna bağlı olan bir iklimin varlığı görülmektedir. Yetiştirilen ürünlere bakıldığında iklimin karasal ile ılıman iklimin geçiş noktasında bulunduğu görülmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

DAĞKÜPLÜ

Halk arasında olduğu kadar yazılı kaynaklar ve resmi belgelerde adı Küplü olarak da anılabilen Dağküplü’nün adının kaynağı ve kuruluşu hakkında mahallede yaaşayanlar bilgi sahibi değildir. Bu yönde mahallede herhangi bir belge ya da yazıt da bulunmamaktadır. Tek tarihi kaydı olan Yerköy’ün camisidir. Cami avlusunun giriş kapısında 1320 (1902) tarihi yazılıdır. Dağküplü’nün kurulduğu yerin yerleşim yeri olarak geçmişi çok öncelere dayanır.Köy Eskişehir iline 35 km, Sarıcakaya ilçesine 16 km uzaklıktadır. Merkez ilçeye bağlı Yarımca ve Sarıcakaya’ya bağlı Mayıslar mahallesiyle sınır olup oldukça geniş ancak dağınık bir arazide kuruludur. Köyün yerleşim alanının rakımı yaklaşık 740 metredir. Bağlı olduğu il dolayısıyla karasal iklim özelliklerine sahiptir. Köyün Sarıcakaya’ya yakın olan bahçeler kısmında akdeniz iklim özelliklerinin hakim olduğu görülmektedir. Köy arazisi dört farklı nitelikte olup yine dört farklı biçimde kullanılmaktadır. Eskişehir girişindeki villa tipi mahallelerin olduğu Kozlu Mahallesi, dağ denilen yayla, mahallenin ana yerleşiminin kurulduğu yer ve ilçeye iniş yolu üzerindeki dağ eteğiyle,dere yataklarından oluşan bahçeler kısmı. Mahalle Karadere vadisinin yamaçlarında kurulmuştur.

Bunlar da ilginizi çekebilir

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM
İLAN

İLAN

27 Kasım 2019, İLAN için yorumlar kapalı
ÖZGEÇMİŞ

ÖZGEÇMİŞ

15 Nisan 2019, ÖZGEÇMİŞ için yorumlar kapalı
NİCE 61 YILLARA

NİCE 61 YILLARA

16 Nisan 2019, NİCE 61 YILLARA için yorumlar kapalı
Başkan Çam Çalışmaları Denetledi

Başkan Çam Çalışmaları Denetledi

22 Nisan 2019, Başkan Çam Çalışmaları Denetledi için yorumlar kapalı
Coşkuyla kutladık

Coşkuyla kutladık

7 Mayıs 2019, Coşkuyla kutladık için yorumlar kapalı
Saygıyla Anıyoruz

Saygıyla Anıyoruz

7 Mayıs 2019, Saygıyla Anıyoruz için yorumlar kapalı
Beraat Kandiliniz Mübarek Olsun

Beraat Kandiliniz Mübarek Olsun

7 Mayıs 2019, Beraat Kandiliniz Mübarek Olsun için yorumlar kapalı
İLAN

İLAN

27 Kasım 2019, İLAN için yorumlar kapalı
Geleceğe nefes olduk

Geleceğe nefes olduk

11 Kasım 2019, Geleceğe nefes olduk için yorumlar kapalı
Rahmetle anıyoruz

Rahmetle anıyoruz

10 Kasım 2019, Rahmetle anıyoruz için yorumlar kapalı
Rahmetle anıyoruz

Rahmetle anıyoruz

10 Kasım 2019, Rahmetle anıyoruz için yorumlar kapalı
Pazar Duası geleneği yaşatılıyor

Pazar Duası geleneği yaşatılıyor

1 Kasım 2019, Pazar Duası geleneği yaşatılıyor için yorumlar kapalı
Coşkuyla kutladık

Coşkuyla kutladık

29 Ekim 2019, Coşkuyla kutladık için yorumlar kapalı
TÜRKİYE CUMUHURİYETİ 96 YAŞINDA

TÜRKİYE CUMUHURİYETİ 96 YAŞINDA

29 Ekim 2019, TÜRKİYE CUMUHURİYETİ 96 YAŞINDA için yorumlar kapalı